Kendimizi nasıl tanımladığımız ve değerimizi nereden aldığımız. Bu bölümlerde sağlıklı kendilik saygısıyla narsisistik örgütlenmenin ayrımı, değerimizi başkasının bakışında arama, kendini feda ederek var olma ve Jung’un bireyleşme dediği yol konuşuluyor. Amaç tanı koymak değil, kendimizi tarif etme biçimimize bakmak.
Ovidius’un Narkissos anlatısı üzerinden narsisizmin kendini sevmek değil, kendini ve ötekini tanıyamamak olduğu okuması.
Narsisizm tek bir davranışta değil, kendimizi ve yakınlarımızı tarif etme biçimimizde görünür; sağlıklı kendilik saygısını narsisistik örgütlenmeden ayıran da budur.
Kraliçenin her gün aynasına sorduğu soru, değerimizi başkasının bakışında aradığımızda bu dayanağın ne kadar kırılgan olduğunu gösterir.
Küçük Deniz Kızı’nın sesinden vazgeçmesi, ilişkiyi korumak için kendi sözümüzü geri çekmeyi Winnicott’ın gerçek benlik ve sahte benlik ayrımıyla düşünmemize imkân verir.
Jung’un iç deneyimlerini anlamlandırma çabası, bireyleşme düşüncesini geliştirirken kendini tanımakla gündelik hayat arasındaki ilişkiyi de sorgulamasını sağladı.
Jung, Siegfried’i öldürdüğü rüyayı, kendi iradesiyle her şeyi aşabileceğine duyduğu inancın değişmesi gerektiği şeklinde yorumladı.
Fedakârlık şemasında kişi, başkalarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken kendi ihtiyaçlarını sürekli erteler; kendine zaman ayırdığında ise suçluluk hissedebilir.
Aile içinde öğrendiğimiz kurallar, kendimize nasıl davrandığımızı ve yakın ilişkilerde neyi kabul edilebilir bulduğumuzu yetişkinlikte de etkileyebilir.
Bu konuya bağlı bir bölüm henüz yok.